Önlem alınmazsa orman yangınları artabilir

Prof. Dr. Tolunay, orman yangınları meydana gelmeden önlem alınmasının ve ormanlık alanların genişletilmesi gerektiğinin altını çizdi. Orman yangınlarının birçoğunun kaza ve ihmalden kaynaklı meydana geldiğini söyleyerek iklim değişikliği konusunda önlemler alınmazsa Türkiye’de yakın gelecekte fırtınalar, seller ve orman yangınları gibi aşırı hava olaylarının çok daha sık ve şiddetli bir şekilde yaşanacağına da dikkat çekti. Tolunay,” Umudumuz var ama zamanımız daralıyor” diyerek ülkemizde devam eden yangınlar hakkında şunları söyledi:

HERKESİN ATEŞ KONUSUNDA DİKKATLİ OLMASI GEREK
“Yangınların kamuoyu tarafından kasıtlı çıkarıldığı düşünülüyor fakat Çeşme’de kaynak yapılırken sıçrayan kıvılcımdan yangının çıktığı ortaya konuldu. Datça’da ise henüz kesin olmasa da trafo patlaması ya da elektrik nakil hattından yangın çıktığına dair bilgiler var. Dolayısıyla orman yangınları kaçınılmaz ama büyük çoğunluğu insan etkisiyle kaza ve ihmalden çıkıyor. Öncelilkli olarak ormanla iç içe yaşayan herkesin ateş konusunda çok dikkatli olması gerekiyor. Aynı zamanda da orman içinde yangınlara sebep olabilen elektrik nakil hattı tesisleri gibi yerlerin bakımların yapılması gerekiyor. Yılda ortalama 150 yangın elektrik nakil hatları tesislerinden çıkabiliyor. Bu konuda kamuoyu çıkan her yangından sonra altında bit yeniği arıyor. Bu da orman yangınlarıyla mücadeleye zarar veriyor. Çünkü kasıtlı yapıldığı düşüncesi oluştuğu zaman hemen o tepkiyle bir an önce yanan alanların ağaçlandırılması gerektiğine dair baskı yaratılıyor. Fakat bölgede bulunan kızılçam ve makinin yangın sırasında sıçrattığı yanmamış tohumların insan desteğiyle yeniden çimlenmesini sağlamak daha doğru olur.

BİRKAÇ AY YAĞMUR YAĞMAZSA YANGINLAR ARTACAK
Ege ve Akdeniz bölgelerinde iklim değişikliğine bağlı olarak ortalama sıcaklıklar artacak. Bir de üstüne kurak dönem gelir. Yani birkaç ay hiç yağmur yağmazsa orman yangını riski de artacak. İklim değişikliğinin en önemli etkisi yangınların kolayca çıkması, hızlıca yayılması ve kontrol edilemeyecek bir boyuta ulaşması. İklim değişikliğinin de etkisiyle yangınlardan önce önlem almaz ve sadece söndürme politikaları ile çalışmalara devam edersek çıkan yangınları söndürmek için çok geç kalacağız. O nedenle bize çok farklı bakış açıları gerekiyor. Kısacası tüm doğal afetlerde önleyici tedbirler almamız şart.

BİLİNÇSİZCE AĞAÇLANDIRMA YAPILMAMALI
Ağaçlandırma yapılırken tür seçimine dikkat etmemiz gerekiyor. Özellikle geçen yıl yapılan ağaçlandırma kampanyalarında da bunu gördük. Her ağacın farklı ekolojik istekleri var ve buna uygun dikim yapılması gerekiyor. Aynı tür ağacın tohumu bile olsa o tohumun nereden alındığı önemli. Örneğin İzmir’den alınan fidanı tutup da Antalya bölgesinde de yetişebilen bir tür diye düşünüp oraya ekmemeliyiz. Aksi takdirde bu şekilde dikilen fidanların bölgede birkaç yıl içinde kendiliğinden yok olduğunu görebiliyoruz. Bunun yanı sıra geçmişte Akdeniz Bölgesi’nde yetişen makilik alana orman gözüyle değil çalılık gözüyle bakılmış ve çoğu yerde bu makilik alanlar Kızılçam türü ile ağaçlandırılmış. Şu anda üstte Kızılçam türü altta ise maki bitki örtüsü bulunuyor. Maki ile kızılçam ormanlarının iç içe olduğu yerlerde yangınlar çok daha şiddetli oluyor ve kısa sürede büyüyor. Yangın sırasında makiler kısa boylu olduğu için bir merdiven görevi görerek alevlerin kızılçam ağaçlarının tepesine kolayca sıçramasına neden oluyor. Bu şekilde çok büyük yangınlar meydana gelebiliyor. Bu nedenle bu kampanyaların bilinçsizce yapılmaması ve uygulanmaması gerekiyor.

İMARA AÇILACAK ENDİŞESİ
Yangın sonrasında ormanlık alanı hızlıca ağaçlandırmayı istememizin bir nedeni de ‘imara açılacak’ endişesinden kaynaklanıyor. Kamuoyunun bir kısmı bu inanış doğrultusunda ağaçlandırma kampanyalarına da hızlıca katılıyor. Fakat yanan alanların yeniden orman haline getirilmesi bir anayasal zorunluluk. Orman Genel Müdürlüğü bunun için bir bütçe ayırıyor ve bunu zaten yapıyor. Bu şekilde fidan bağış kampanyaları dolaylı bir hareket diyebiliriz çünkü devletin zaten yaptığı bir iş için harekete geçiliyor. Bunda bir sakınca yok tabii ama bunun yerine ben fidan dikim kampanyalarının ‘orman alanlarının genişletilmesi’ için yapılmasını öneriyorum. Orman olmayan alanları ağaçlandırmak için kullanabiliriz.

ORMANLARA OTEL YAPMAK İÇİN YANGINA GEREK YOK
Bunun yanı sıra ormanlık alanın imara açılması için yangınların olmasına gerek yok. Turizm teşvik kanunu ile yangın görmemiş ormanlık alanlara oteller yapılabiliyor. Ayrıca maden kanuna göre de ormanlık alanlarda madenlere izin veriliyor. Orman kanunun 17’nci maddesindeyse kamu yararı ve zaruriyet olması halinde ormanlarda çeşitli tesislere izin verilebilir deniliyor. Ormanlık alanlara yapılan bu tesislerin sayısı ise yanan alanlardan çok daha fazla. Geçen yılki yangınlarla birlikte son 20 yılda her yıl 16 bin hektarlık bir alan yandı, geçen yıldan önce 9 bin hektar civarında yanıyordu. Yıllık olarak kamu yararı ve zaruret gerekçesiyle verilen izinlerle yok olan ormanlık alan 33 bin hektar civarında. Yanan ormanlık alanların yeniden orman olma şansı var ama tesisleştirilen alanların yeniden orman olma şansı yok. Fakat şunu görmemiz gerekiyor, ormanın orman olarak kalması en büyük kamu yararıdır.”

UMUDUMUZ VAR AMA ZAMAN DARALIYOR
İklim değişikliğinin etkilerini torunlarımızdan hatta çocuklarımızdan önce biz görmeye başlayacağız diyen Prof. Dr. Tolunay 2050 yılını işaret ederek şunları söyledi:
“Çocuklarımızı torunlarımızı etkileyecek diyoruz ama onlara kalmadan çok daha yakında olacak şeyler var. Eğer önlem almazsak iklim değişikliğine bağlı olarak yaşanacaklar çok uzakta değil. Örneğin 20’li yaşlardaki bir öğrenci 65 yaşında emekli olduğunda dünya bugüne göre 3 derece daha sıcak olabilir. İklim değişikliğine bağlı olarak aşırı hava olaylarında artışlar bekliyoruz. Seller, taşkınlar, fırtınalar, kuraklık, orman yangınları, heyelanlar hatta salgın hastalıklar, çekirge istilaları gibi çok sayıda olayla karşılaşabiliriz. Bu olayların şiddetinde, süresinde, sıklığında ve etki alanında genişlemeler bekliyoruz. Bununla birlikte mevsimler de kaymaya başladı. Eylül, Ekim aylarını yaz gibi yaşamaya başlayabiliriz. Bu da bize bir şeyler yapmamız gerektiğini söylüyor. Hâlâ umudumuz var ama zaman daralıyor. Eğer önlem almadan devam edersek 2050 yılında çok daha fazla aşırı hava olayı ile karşı karşıya kalacağız.”